rgenlik yıllarında bize hep ""Sivilcenin yedikleriyle alakası yok, hepsi hormonlardan"" denildi. Ancak modern dermatoloji artık bu görüşü tamamen değiştirdi. Bugün biliyoruz ki; bağırsaklarımız ikinci beynimiz olduğu kadar, cildimizin de aynasıdır. Tabağınızdaki o masum görünen peynirli makarna veya öğleden sonra atıştırdığınız o 'sağlıklı' granola bar, yüzünüzdeki bitmek bilmeyen o sivilce krizinin baş sorumlusu olabilir. Pahalı kremler, agresif temizleyiciler ve hatta antibiyotikler bile, eğer beslenme düzeniniz cildinizi içeriden sabote ediyorsa işe yaramayacaktır. Gelin, mutfağınızdaki gizli düşmanları ve cildinizi iyileştirecek süper kahramanları birlikte tanıyalım.
Yüzümüze gösterdiğimiz özeni neden vücudumuzdan esirgiyoruz? Sabah akşam yüzümüze serumlar, tonikler, pahalı kremler sürerken; bacaklarımıza, kollarımıza, sırtımıza ayıracağımız 2 dakikayı çok görüyoruz. Oysa vücut derisi, yüz derisine göre çok daha az yağ bezi içerir. Yani kurumaya, kaşınmaya, pul pul dökülmeye ve ""yılan derisi"" görünümüne çok daha meyillidir. Duştan sonra gergin bir ciltle dolaşmak kaderiniz değil. Doğru vücut nemlendiricisi sadece cildinizi yumuşatmakla kalmaz; selülit görünümünü azaltabilir, batıkları önleyebilir ve yaşlanma belirtilerini geciktirebilir. Peki ama raflardaki yüzlerce seçenek arasından hangisi sizin cildinizin ruh eşi? Losyonlar mı, yoğun balmlar mı yoksa vücut yağları mı? Gelin, vücut bakımının alfabesini baştan yazalım.
C vitamini denince aklınıza ne geliyor? Portakal, limon ve grip olduğumuzda annemizin elindeki o büyük bardak taze sıkılmış meyve suyu... Evet, C vitamini bağışıklık sistemimizin en sadık askeridir, bizi kış hastalıklarından korur. Ama onun yeteneklerini sadece ""gribi iyileştirmek"" ile sınırlamak, bu moleküle yapılmış büyük bir haksızlıktır. O, aynı zamanda cildin kolajen fabrikasının yakıtı, lekelerin düşmanı ve yaşlanmayı durduran güçlü bir antioksidandır. Hem içtiğimizde hem yüzümüze sürdüğümüzde mucizeler yaratan C vitamininin (Askorbik Asit) bilinmeyen yönlerini keşfetmeye hazır mısınız?
rılar sadece bal yapmaz; onlar aslında doğanın en usta kimyagerleridir. Kovanlarını dış dünyadan, mikroplardan ve yırtıcılardan korumak için ürettikleri maddeler, binlerce yıldır insan sağlığı için de şifa kaynağı olmuştur.
Mevsim geçişlerinde hasta olmaktan, sürekli grip ilaçları kullanmaktan, sabahları yorgun uyanmaktan bıktınız mı? Çevrenizde ""Ben hiç hasta olmam"" diyen o şanslı (!) insanlara imrenerek mi bakıyorsunuz? İyi haber: Güçlü bir bağışıklık sistemi şans değil, bir seçimdir. Vücudumuz her gün milyonlarca bakteri, virüs ve toksinle savaşır. Bu savaşın görünmez askerleri olan bağışıklık hücrelerimiz, onlara ne kadar iyi baktığımızla doğru orantılı olarak çalışır.
Saçlarınızı tararken elinizde kalan kopmuş teller, uçları çatal çatal olmuş mısır püskülü görünümü ve o mat, cansız duruş... Özellikle boya, röfle, ombre gibi kimyasal işlemlerden veya her gün düzleştirici kullanmaktan yorulan saçlar bir süre sonra ""imdat"" çığlığı atar. Kuaförünüzün koltuğuna oturduğunuzda duyduğunuz o korkutucu cümleyi bilirsiniz: ""Bunların toparlanması için kesilmesi lazım."" Peki, gerçekten makas tek çözüm mü? Saç telleri ölü hücrelerden oluşsa da, doğru teknoloji ve bakımla onarılmaları, dolgu maddeleriyle güçlendirilmeleri mümkündür. ""Kestirmeye kıyamıyorum"" diyorsanız, saçlarınızı yoğun bakıma alıp hayata döndürmenin yollarını keşfedin.
D3 vitamini kalsiyum emilimini artırır, ancak o kalsiyumu 'park edeceği' yeri bilemez. Yanlış yere (damarlara) park etmesini önleyen trafik polisi K2 vitaminidir.
Sağlıklı yaşam denince akla gelen ilk madde, eczanelerin en çok satan takviyesi: Omega-3. Peki, nedir bu Omega-3 çılgınlığı? Neden herkes, hamilelerden yaşlılara, çocuklardan sporculara kadar bu yağı kullanmalı? Vücudumuz muazzam bir fabrikadır, pek çok şeyi kendi üretebilir (mesela kolestrolü veya bazı vitaminleri). Ancak bu fabrika, Omega-3 yağ asitlerini ÜRETEMEZ. Onları dışarıdan, besinlerle almak ""zorundadır"". Eğer almazsa ne olur? Hücre zarı sertleşir, beyin fonksiyonları yavaşlar, kalp ritmi bozulur ve vücutta gizli iltihaplanma başlar. Bu yazıda, bu esansiyel (elzem) yağ asidinin vücudunuzda neleri değiştirebileceğini görünce şaşıracaksınız. İşte Omega-3 hakkında tüm gerçekler.
Evin içinde kaşıkla koşan bir anne, ağzını sımsıkı kapatıp kaçan bir çocuk... Bu sahne tanıdık geldi mi? Balık yağı (<a href=""https://www.dermoevim.com/omega-3-nedir-ve-neye-iyi-gelir"" target=""_blank"" rel=""dofollow"">Omega</a>-3), çocukların zihinsel gelişimi ve bağışıklığı için bir hazinedir, bunu biliyoruz. Ama o ağır balık kokusu ve tadı yok mu? Pek çok çocuk için bu bir travma, ebeveynler içinse bir kabustur. ""İçmek zorundasın yoksa büyüyemezsin"" tehditleri veya rüşvetler genellikle işe yaramaz. Peki, bu savaşı barışçıl yollarla kazanmanın, balık yağını bir ödüle dönüştürmenin yolları var mı? Evet, var. Yeni nesil teknolojiler ve yaratıcı ebeveynlik taktikleriyle, çocuğunuzun ""Anne/Baba balık yağım nerede?"" diye sormasını sağlayabilirsiniz. İmkansız değil, deneyin!
Kazağınızı giydiniz, botlarınızı çıkardınız, kışa hazırsınız. Peki ya cildiniz? Kış mevsimi, cildimiz için yılın en zorlu sınavıdır. Dışarıda dondurucu soğuk ve rüzgar cildin bariyerine saldırırken, içerideki kalorifer ve klimalar havadaki tüm nemi çekerek cildimizi kurutur. Bu ani ısı değişimleri cildin nem dengesini bozar, kılcal damarları genişletir ve hassasiyeti artırır. Yazın kullandığınız o hafif jel kremlerin artık yetmediğini, yüzünüzün gerildiğini ve pul pul döküldüğünü hissediyorsanız, bakım rutininizi mevsime göre güncelleme vakti gelmiş demektir. Cildinizi kış uykusuna yatırmayın, onu soğuğa karşı zırhlandırın.
Yağlı bir cildiniz varsa kış mevsimini seversiniz, değil mi? Yazın parlama yapan, vıcık vıcık olan yüzünüz kışın daha mat durur. Ancak bir süre sonra tuhaf bir şey olur: Cildiniz hala yağlıdır, alın ve burun bölgeniz parlar ama aynı zamanda gerilir, kaşınır ve pul pul dökülür. Nasıl mümkün olabilir? Bir cilt hem yağlı hem de kuru olabilir mi? Cevap: Evet, nemsiz kalmış yağlı cilt! Kışın yapılan en büyük hata, yağlı cildi ""nasılsa yağlı"" diyerek nemlendirmeyi bırakmak veya kurutucu ürünlere devam etmektir. Bu strateji cildin savunma mekanizmasını tetikler ve daha fazla yağ (sebum) üretmesine neden olur. Kışın yağ dengesini korurken nemi artırmanın formülünü açıklıyoruz.
Yer çekimi affetmez! Kadın olmanın doğal süreçleri olan hamilelik, emzirme, hızlı kilo alıp verme ve kaçınılmaz yaşlanma süreci, göğüslerin o dik ve diri formunu kaybetmesine neden olabilir (Ptozis). Pek çok kadın için bu durum özgüven zedeleyicidir. Aynaya baktığınızda o eski silüeti özlüyor ama bıçak altına yatmak, ameliyat olmak fikrinden de korkuyor olabilirsiniz. Peki, cerrahi müdahale tek yol mu? Evde yapılabilecek egzersizler, özel kremler veya doğru sütyen seçimiyle zamanı geri sarmak mümkün mü? Göğüs dikleştirmenin (Mastopeksi) ameliyatsız sırlarını ve sınırlarını dürüstçe konuşalım. Unutmayın, erken önlem almak tedaviden çok daha etkilidir.
Vitaminler ve mineraller dünyasında bazı ikililer vardır ki, tek başlarına iyi çalışsalar da, bir araya geldiklerinde ortaya çıkan etki bambaşkadır. Tıpkı Batman ve Robin, Demir ve <a href=""https://www.dermoevim.com/c-vitamini-vucuda-faydalari"" target=""_blank"" rel=""dofollow"">C vitamini</a> gibi... İşte <strong>Magnezyum ve B6 Vitamini</strong> de vücudumuzun bu efsanevi süper ikililerinden biridir. Eczane raflarında neden bu ikisinin hep aynı kutuda yan yana satıldığını hiç merak ettiniz mi? Neden doktorlar stresli dönemlerinizde veya adet öncesi sendromunda (PMS) size tek başına magnezyum değil de, B6 eklenmiş olanı öneriyor? Çünkü bu birliktelik tesadüf değil, biyokimyasal bir zorunluluktur. Gelin, bu güç birliğinin sırrını çözelim.
Sabah alarm çaldığında ""Bugün bitse de gitsek"" diyenlerden misiniz? Ofiste öğleden sonra dikkatiniz dağılıyor, okuduğunuzu anlamıyor, bir cümleyi üç kere mi okuyorsunuz? Modern yaşamın hızı, sadece bedenimizi değil, zihnimizi de yoruyor. Hem fiziksel enerjiye hem de zihinsel odaklanmaya aynı anda ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, standart multispelmentler bazen yetersiz kalabiliyor. İşte <strong>Supradyn Energy Focus</strong>, tam da bu ""şehirli yorgunluğu"" için formüle edilmiş bir destek. İçindeki özel içeriklerle sadece sizi ayağa kaldırmayı değil, zihninizi de açmayı vaat ediyor. Peki, klasik Supradyn'den farkı ne? İçinde gerçekten işe yarayan ne var?
Oje sürme derdi yok, kırılma korkusu yok, haftalarca mükemmel görünen eller... Protez tırnak, jel tırnak veya takma tırnaklar modern kadının hayat kurtarıcısı. Ancak her güzel şeyin bir sonu vardır ve o son genellikle ""çıkarma aşamasında"" bir kabusa dönüşür. Kuaföre gidecek vaktiniz yoksa veya bütçeniz kısıtlıysa, evde kendiniz çıkarmaya çalışmış ve muhtemelen tırnaklarınızı ""kağıt gibi"" incecik, sızlayan, kırmızı bir halde bulmuşsunuzdur. Tırnakları dişle çekiştirmek, zorla soymak tırnak yatağında kalıcı hasarlar bırakabilir. Peki, profesyonellerin sırrı ne? Evde, tıpkı salonda yapılmış gibi zarar vermeden bu işlemi nasıl yaparsınız? İşte adım adım, tırnaklarınızı küstürmeden özgürleşmenin rehberi.
Cilt bakım dünyasında her gün yeni bir ""mucize içerik"" parlıyor ve sönüyor: Salyangoz özleri, havyar, altın tozu... Ancak bazı içerikler var ki, annelerimizin, hatta anneannelerimizin makyaj masasında bile yeri vardı ve bugün hala bilim insanlarının gözdesi. İşte <strong>E Vitamini (Tokoferol)</strong>, zamana meydan okuyan bu klasiklerin başında gelir. Kuru cildin en iyi dostu, yara izlerinin silgisi ve güneşin zararlarına karşı en sadık kalkan. Peki, E vitaminini bu kadar özel kılan ne? Eczaneden kapsül alıp yüze sürmek doğru mu, yoksa şehir efsanesi mi? Cildinizin koruyucu meleğiyle yeniden tanışmaya hazır olun.
Ergenlikte hızlı boy atma, hamilelik heyecanı veya yoğun bir diyet sonrası kilo değişimi... Hayatımızın bu dönüm noktaları bazen vücudumuzda kalıcı hatıralar bırakır: Çatlaklar (Stria). Pek çoğumuz bu izleri estetik bir kusur olarak görüp, aynalara küsüyoruz veya internette gördüğümüz ""1 haftada çatlaklara son"" diyen mucize (!) kremlere servet ödüyoruz. Peki, gerçek nedir? Cilt bir kez yırtıldığında eski haline dönebilir mi? Kırmızı ile beyaz çatlak arasındaki o hayati fark ne? Bu yazıda, pazarlama yalanlarını bir kenara bırakıp, çatlak tedavisinin bilimsel gerçeklerini ve evde yapabileceklerinizi dürüstçe konuşacağız.
Hamilelik ışıltısı (Pregnancy Glow) bitti, bebek kucağınızda ama aynaya baktığınızda bambaşka birini görüyorsunuz. Lekeler, kuruluk, belki ani sivilce patlamaları... Emzirme dönemi, hormonların (Prolaktin) hızla değiştiği, uykusuzluğun tavan yaptığı ve vücudun tüm suyunun süt üretimine harcandığı zorlu bir süreçtir. Pek çok anne ""Bebeğime zarar verir mi?"" korkusuyla cilt bakımını tamamen bırakır ve kendini ihmal eder. Oysa mutlu anne, mutlu bebek demektir! Emzirirken de bakımlı olmak, cildinizi şımartmak hakkınız. Tek kural: İçerik okumayı bilmek. Hangi kremler süte geçer, hangileri güvenlidir? İşte emziren anneler için güvenli güzellik haritası.
Akneli bir cilde sahipseniz, yüz yıkamak sizin için sıradan bir temizlikten öte, bir ""arınma ritüeli"" gibidir. Sanki yüzünüzü ne kadar gıcır gıcır yaparsanız, ne kadar kurutursanız o sivilcelerden o kadar çabuk kurtulacakmışsınız gibi hissedersiniz. Oysa bu, dermatolojide yapılan en yaygın ve en tehlikeli yanlıştır! Agresif temizleyicilerle cildin doğal yağını (sebum) tamamen kazımak, cilde ""Kurudum, acilen daha fazla yağ üret!"" sinyali gönderir. Sonuç? Daha yağlı bir cilt ve daha çok sivilce. Sivilceyle savaş, doğru temizlikle başlar ama bu savaşta cildinize düşman değil, nazik davranmalısınız. İşte o hassas dengeyi kuracak rehber.
En yeni ürünler, kampanyalar ve size özel fırsatlar için e-posta adresinizi giriniz.
Takipçilerimize özel kampanya ve fırsatlardan haberdar olmak için bizi takip edin.